Arcturus Mengsk… Bu ismi nefretle anıyordu Jim Raynor. Bir
zamanlar beraber çalışmışlar ama Mengsk’ in hırsı, sadakatini ve görev
bilincini geçtiği vakit en sıkı ortağını kaybetmişti Jim. Sarah
Kerrigan’ ın göz göre göre Zerg dolu gezegende bırakılıp ölüme
terkedilmesi Raynor ve Mengsk’ in amansız düşmanlar olmalarına yetmişti.
Ancak ikisi de yanılmıştı. Kerrigan, Overmind’ ın emriyle öldürülmeyip
hiperevrime tabii tutulmuş ve Zerg Kraliçesi olarak orataya çıkmıştı. Bu
yaratık bilinen evrenin yeni kabusuydu artık.
Sağlam çarpışmaların yaşandığı, ilginç ittifakların kurulduğu ve ihanetlerle bozulduğu, sayısız yiğidin hayatına malolan BroodWar’ un üzerinden 4 yıl geçmişti. Bu süreçte Arcturus Mengsk kendi imparatorluğunu ve tahtını sağlamlaştırmaya çalışıyorken Char’ daki Kerrigan ve Zerg sürüsünden ses seda çıkmıyordu. Peki ya Raynor? Gönlününün derinlerinde güzel şeyler hissettiği ve bunu kendi dahil kimseye söyleyemediği Kerrigan’ ın ölmediğine mi sevinsin, yoksa tehlikeli bir yaratığa dönüşmesine ve ortalığa yıkım getirmesine mi üzülsün, yoksa onurlu bir askerken şimdi kaynakları epey kısıtlı olarak umutsuz bir savaşa girmiş olmasına mı? İşte bu duygu ve mantık ikileminde geçirdiği yıllar Jim’ i epey yıpratmıştı. Nerdeyse bardan çıkmayan, ayyaş, berduş, ümitleri dibe vurmuş pasif bir direniş lideri olup çıkmıştı ama yine de henüz her şey bitmiş değildi. Raynor’ u hâlâ ayakta tutan da bu düşünceydi.
MY LIFE FOR AIUR
1998 yılında piyasaya sürüldüğünde kim bilebilirdi GZS (Gerçek Zamanlı Strateji) türünün şahının StarCraft olacağını ve bu kadar hayran toplayacağını? Artık biliyoruz ki; 12 yıldır aralıksız oynanıyorsa, hâlâ yama çıkarılıp destek sunuluyorsa, dünyanın belli bölgelerinde (sizce neresi?) insanlar delicesine, akıllarını yitirmişcesine oynuyorsa ve bu oyuna özel müsabakalar yapılıyorsa StarCraft artık bir başyapıt demektir. İşte Blizzard, 2. oyun ile karşımıza yeni bir başyapıt çıkarmaya çalışıyor. Başarıp başarmadığına ise yavaş yavaş bakalım.
Hepinizin bildiği (ya da bazılarının bilmediği) üzere StarCraft 2 son zamanların modasına uygun olarak 3 bölümden oluşacak. İlki Terran (şu an incelemesini okuduğunuz), 2. si Zerg ( SC II: Heart of the Swarm), 3. sü ise Protoss ( SC II: Legacy of the Void) görevlerini içerecek olan paketler en fazla 1 yıl arayla satışa sunulacak (gerçi Half Life 2 Bölüm 3 yalan oldu gibi, akıbetler benzemez inşallah). Bu sistemin mantığı ise tartışılır. 3 bölüme ayrılmasına “bissürü görev ve çokçana hikaye olacak, ollley!” diye sevinen de var, “pazarlama taktiği, aynı oyunu 3′ e bölüp satacaklar” deyip somurtan da… Bana kalırsa tam da ikisinin arası. Görev sayısı hayli yeterli olsa da eskisi gibi 3 ırkın da görevlerinin olduğu sistem daha cazip geliyor bana nedense.
Haliyle aradan geçen 12 yılda stratejilerde çok şeyler değişti. Eskisi gibi tekdüze stratejiler kalmadı nerdeyse. Devir artık birimlerin geliştirilebildiği, teknolojilerin araştırıldığı (hoş eski SC’ de de az da olsa vardı bu), seçilebilir yan görevlerin bulunduğu, hatta artık üs kurmanın zorunlu bile olmadığı stratejilerin devri (SC bu konuda muhafazakar, çünkü üs kurma ve geliştirme bu oyunun ruhu). Peki SC 2′ de neler değişti? Neler eklendi? Bakalım…
Öncelikle oyunun bu ilk pakedi (birkaç Protoss görevini saymazsak) Terran ırkının hikayesine ve oynanışına ağırlık veriyor. Görev sayısı da tam olarak 29 (biri bonus görev). Yeterli bir sayı evet. Görev çeşitlerine de diyecek lafım yok, her biri mümkün mertebe farklı tarzda hazırlanmaya çalışılmış, kiminde lavlarla boğuştuğumuz, kiminde bir Süpernova’ nın yakıcı alevinden kurtulmaya çalıştığımız, kiminde geceleri üssümüze baskın yapan zombivari Zerg virüsü kapmış yerli halkı püskürtüp gündüzleri barınaklarını dağıtmaya çalıştığımız, eskiden olduğu gibi 1 veya birkaç kişilik sızma görevleri gibi güzel görevler… Evet diyecek söz yok, ben beğendim, üstelik zevkle de oynadım. 2. hatta 3. kez bitirmek bile, görevler birbirine fazla benzemediği için, sıkmaz diye düşünüyorum (SC psikopatları görevleri Brutal’ de deneyip kendi kendine ızdırap yaşatabilir). Bunlar görevlerin iyi yanlarıydı, olumsuz yönü ise görev seçim sistemi. Açıklayayım…
Önce (alıştırma görevleri için) Mar Sara‘ da küçük bir barda, sonrasında çalıntı ana savaş gemimiz Hyperion ile maceramıza devam ettiğimiz oyunda, görevleri Hyperion’ un Yıldız Haritası (Star map) vasıtasıyla alıyoruz. Yıldız Haritası’ nda gemide bulunan (veya duruma göre bulunmayan) önemli şahıslardan görevlerimizi alıp görevin bulunduğu gezegene gidiyoruz ki bu görevleri istediğimiz vakit istediğimiz sırayla seçebiliyoruz (son görevler hariç). Bu özgürlükçü sistem başta hoş görünse de hikayeyi açıklayan ana görevler ile hikayeye pek katkısı olmayan yan görevlerin beraber bulunması ve görev seçiminin keyfekeder yapılması bizi esas hikayeden kopartıyor biraz. Yani hiç yapmasanız da olacak yan görevlerle meşgul olup ana hikayeyi askıya alabiliyorsunuz ve bu “neden geldim Mar Sara’ya?” sorusunu sordurtuyor bir süre sonra. Aslında Raynor’ un eski kankası Tychus ve Hyperion’ un kaptanı ve Raynor’ un sağ kolu olan Horner ile sonradan karşımıza çıkacak ve önbilgi (spoiler) olmasın diye adını veremeyeceğim şahsın görevleri ana hikayeye zemin oluşturuyor, diğerleri ise ana hikayeye etki etmiyor. Evet oynaması zevkliler ve kendi içinde görevi verenlerin minik hikayelerini de az çok öğreniyorsunuz. Ama bence önce diğer yan görevleri yapın sonra ana görevlere odaklanın ki hikayeden lezzet alasınız. Öbür türlü aklın ve hikaye ilerleyişinin biraz karıştığı kanaatindeyim.
Yeri gelmişken hoşuma giden küçük bir detayı da açıklayayım; son görevler hariç hemen her görevde yeni bir birim emrimize amade oluyor. Birinde Marine, diğerinde Goliath, bir diğerinde Marauder gibi. Bu aynı zamanda hem kısmi ısınma hem de oynanışı renklendirme olarak sayılabilir pekala. Rakibin ağır zırhlı birimleri var ve sizin piyadeler zorlanıyor ve görevi geçemiyor musunuz? Sorun değil, görevi iptal edip Yıldız Haritası’ ndan (örneğin) Marauder yapabileceğiniz görevi bitirin ve ardından önceki göreve geri dönün. Daha rahat hareket ettiğinizi farkedeceksiniz. Dediğim gibi bu sistem içinde güzellikler barındırıyor ve bir miktar özgürlük hissi sunuyor ama sadece biraz daha derli toplu ve birbiriyle ilintili olmasını isterdim.
Aslında oyunun ilk tanıtım aşamalarında Warhammer 40K 2 hesabı bir Yıldız Sistemi Haritası olacaktı ve Sistemdeki gezegenlere seferler yapacaktık fakat bu sistem kaldırılmış, şimdi Yıldız Haritası’ na tıkladığımızda sadece ekranda görevi verenlerin portresi ve ilgili gezegenler görünüyor yani Hyperion’ u Sistemde oradan oraya gezdiremeyeceğiz, görevi seçtiğimizde ise hoop seçtiğimiz gezegene gideceğiz… Keşke eski hali kalsa imiş, en azından gezegenler ve konumları aklımızda şekillenirdi ya neyse, Blizz’ in vardır bir bildiği diyelim.
Ana görev-yan görev dedik ama sürpriz bir şahsın (Zeratul amca)
görevlerini de oyunun bir kısmından sonra yapabilir hale
gelebiliyorsunuz ki bu görevler ana hikayeye epey sağlam katkıda
bulunuyor, deyim yerindeyse Terranların çoğu görevleri traş kalıyor
yanında. Dolayısıyla neden seçilebilir görev olarak sunulmuş
anlayamadım. “Yapılması zorunlu olamayan” bu görevlerde evrenin
geleceğiyle ilgili çok mühim bilgiler vermek mantıksız geldi bana,
üstelik bu görevler bir o kadar zevkli ve zorlu iken… Keşke ana görevler
kısmına bir şekilde aktarılsaydı da böyle yetim evlat muamelesi
görmeselerdi, Zeratul’ a ayıp olmuş işin aslı. İşte bu ana görev-yan
görev-seçilebilir görev karmaşası yüzünden biraz kafa karışıklığı oldu
bünyemde de oyunu bitirince toparlandım çok şükür
İlk oyundaki 12' şerli gruplar yerine 50' şerli grup yapabiliyoruz artık. Haliyle daha kalabalık ve zorlu kapışmalara hazır olun.
Görevlerin bu kadar seçimlik olması ama oy kaygısı taşımaması ilginç
olsa da bazı görevlerden evvel karar verme aşamalarının bulunması
fevkalade güzel. Mesela bir gezegendeki yerleşimcileri Zerg istilasından
kurtarmak (ve Protossları karşınıza almak) veya o gezegen bombardımana
uğramadan evvel kurtarabildiğinizi kurtarmak gibi nadide ve nazenin
seçimler mevcut. “Hangisini yapayım?” diye çokça düşündüğüm oldu
vesselam (Neticede önceki kayıtları yükleyerek hepsini yaptım, tavsiye
ederim
). Bu açıdan “Blizzard boş durmamış, egzantrik şeyler katmaya çalışmış oyuna” deyiveresimiz geliyor.
Oyunda seçimli görevlerle birlikte 28 görev bulunuyor. 1 adet de bonus görevi eklersek bu sayı 29′ a çıkıyor. Tekli Oyuncu için yeterli bir sayı. Yaklaşık 15-20 saat arası bir oyun süresi sunuyor bu görevler (Brutal zorluk seviyesini saymazsak). Bonus görevi Media Blitz görevinde, haritanın sağ altındaki sivil binayı yokedip içinden çıkan zımbırtıyı alarak açabilirsiniz. Media Blitz’ den sonra bonus göreve geçebilirsiniz. Yalnız bir uyarı; bonus görevi oynayabilmek için son görevlere yani Char gezegenine gitmemiş olmanız lazım.
IT’ S A GOOD DAY TO DIE
Görevleri Yıldız Haritası’ ndan aldığımı söylemiştim. Peki nereden bu harita? Raynor’ un tek ve biricik amiral gemisi Hyperion’ un içinde… Blizzard’ daki amcalar bu kez yarı etkileşimli bir arayüz meydana getirmişler (eskilerin Descent Freespace arayüzünün geliştirilmiş halini anımsattı bana). Hyperion’ un 4 farklı bölümünde (Köprü, Cephanelik, Kantin, Ar-Ge laboratuarı) gezinebiliyorsunuz, elbette gezinme dediysem Jim’ i elinden tutup gezdirmiyorsunuz, geçiş yapabiliyorsunuz sadece. Gittiğiniz her bölümde tıklamanız istenen kişi veya nesneler varsa bunlar işaretle belirtiliyor. Siz de tıklayarak nesnelerle etkileşime veya kişilerle muhabbete girebiliyorsunuz. Hafiften macera oyunu tadında olmuş bu şekil, oynanışa değişiklik ve hoşluk kattığı muhakkak. Geminin çeştlibölümlerinde yaptığımız bu muhabbetler eğlenceli oluyor bazen (özellikle Tychus). Üstelik her karakter kendi kişiliğini yansıtmada başarılı. Misal; Horner tam bir askeri disiplin içinde davranırken, Dr. Hanson görev bilincine sahip (kariyer sahibi olup çocuk sahibi olmayan) idealist bir hekim, Tychus ise vur patlasın, çal oynasın tadında gamsız, kedersiz bir adam. Gel gelelim zaman zaman gerçekleşen bu eğlenceli muhabbetlere rağmen Raynor ve mürettebattan bazılarının (yine özellikle Tychus) tipik Amerikan inek çobanı aksanıyla gevrek gevrek konuşmalarına maruz kalmak yer yer can sıkıntısına soktu beni, sineye çektik mecbur.
Cephanelik kısmından birimlerinizi geliştirebildiğiniz gibi oyuncaklarınızı en ince detayıyla inceleyebilirsiniz.
Kişilik yansıtma dedik madem, öyleyse ana karakterden, Raynor’ dan
bahsetmemek olmaz. Yapımcılar; geçirdiği yıllar, Raynor’ da fiziki ve
ruhi çöküntü oluşturmuş hissini uyandırmak istemiş anlaşılan ve bunda da
başarılı olmuşlar (yeni grafik motorunun katkılarıyla elbet). Yalnız
biraz mübalağaya kaçıldığı kanaatindeyim, ekran başındayken benim bile
içim daraldı yahu! Bu kadar gam, keder, kasavet adamı yer bitirir.
Üstüne üstlük hafiften de saflaşmış Raynor efendi. Nerdeyse her denilene
he deyip inanması, her göreve bittabii deyip tavşan gibi zıplaması
sinirimi bozdu biraz. Yahu koca gemide direniş liderisin azıcık postanı
koy, ağırdan al, havan olsun. Hadi hepsine eyvallah da ilk SC’ deki tipi
değişmiş ona da bozuldum (epey bıçak altına yatmış anlaşılan). Nerde
rahat, eğlenceli, tek kaş ve hafif keltoş Raynor? Nerde sırma saçlı,
şekil sakallı, kasıntı ve de deli gibi kaslı Raynor? (laf aramızda
Kerrigan’ ın yeni hali ise eehhm, hoş olmuş
) Allah’ tan Tychus var da yer yer yaptığı laf ebeliğiyle durumu kurtarıyor biraz.
Kantin’ e gittiğinizde sizi bir sürpriz bekliyor olacak, arkalarda bir ataride (çocukken böyle derdik) oyun oynayabiliyorsunuz ama bu StarCraft değil
Blizzard’ ın eski oyunlarından Lost Vikings oyunu ama aynısı değil. Starcraft birimlerinin yer aldığı bir shoot’em up (vur, kır, parçala işte). Ben pek beceremediğim için çok bulaşmadım ama rekor denemesinde bulunanlar var imiş. Her neyse Blizzard böyle oyun içinde oyun yapan bir firma işte
![]()
Cephanelik’ te birimler ve binalar için geliştirmeler yapabiliyor ve
yeni oyuncaklarınızı inceleyebiliyorken, Ar-Ge laboratuarında ise
(görevlerde ele geçirdiğimiz teknoloji puanları ile) yeni teknolojileri
kullanabiliyoruz (ilerde bazı görevleri de buradan seçebileceksiniz).
Kantin de boşuna yapılmamış elbet; isterseniz TV’ de haber seyredebilir
(Reha Muhtar yok, o yüzden korkmayın), müzik kutusundan dinleyebilir
(beğenmezseniz değiştirebilirsiniz ki ben hiçbirini beğenmedim, tarz
meselesi artık), az evvel bahsettiğim gibi atariden Lost Vikings
oynayabilir hatta kendi safınızda çarpışmaları için kiralık askerler
tutabilirsiniz (ki bunlara göz atın, normal askerlerinizden daha güçlü
ve daha havalılar
).
Tabii tüm bunları havayla yapmıyorsunuz. Artık görevleri bitirdikçe Terran’ların milli parası olan kredi kazanıyoruz. Bu kredilerle de kiralık asker tutma, birim ve bina geliştirme yapabiliyoruz. Oyuna hafiften RYO tadı verilmiş ve heyecan gelmiş bu yeniliklerle.
AR-GE laboratuarından yeni teknolojilere kapılarınızı açıyorsunuz. Buradaki tercih unsuru keyifli olmuş. Asla tüm teknolojilere sahip olamıyorsunuz.
İlk görevlerde Ray Bar’ da bulunan ve haberleri seyreden Raynor, Mengsk’ in konuşmasına sinirlenip silahını doğrultup ekranda güzel bir delik açar, Hyperion kantinindeki görevli bunun çözümünü televizyonun altına “Lütfen televizyona ateş etmeyin” uyarısını koymakla bulmuş. Bunu okuduğumda gülmüştüm. Böyle hoş ayrıntılarla yoğrulmuş bir oyun sunduğu için yapımcıya topluca teşekkür edelim.
Oyunun bazı sistemlerde ekran kartının aşırı ısınmasına yol açtığı ortaya çıktı yakın zamanda. Menülerde bile ekran kartını tam güçle çalıştıran bu hata neyse ki kolaylıkla halloluyor. Eğer ekran kartınız küresel ısınmaya gereğinden fazla katkıda bulunuyorsa “Belgelerim\StarCraft II\variables.txt” dosyasına şu satırları eklemeniz kâfi.
frameratecapglue=30
frameratecap=60
BATTLECRUISER OPERATIONAL
Tekli oyuncu (single player) görevlerinde eski-yeni hemen hemen tüm birimleri (Valkyrie ve Dragoon gibi birkaç eski birim yok) kullanabildiğiniz oyunumuzun Çoklu oyuncu kısmında bu birimlerin hepsi kullanılabilir değil. Maalesef demedim çünkü bazı birimler benzer görev veya güçlerde olduğu için birbirinin biletini kesebilir ve maçlarda fazla kullanılmadan öylece durabilirdi. Bu sistem ile hem Tekli oyunculu, hem Çoklu oyuncu kısmı daha eğlenceli olmuş.
Birimlerden bahis açılmışken yeni birimlerin portre ve seslendirmesi oldukça iyi olmuş (Thor’ daki elemanın konuşması, Arnold Schwarzenegger‘ i andırmış gerçi). Özellikle Battlecrusier’ deki kaptan, Marauder, Viking ve Void Ray (en beğendiğim) ekrandaki halleriyle uyumlu olmuş hatta “cuk oturmuş” diyebilirim. Üstelik birimlerin sesleri ile portrelerinin ağız hareketleri arasında uyum olması gibi ince detaylar oyundan aldığınız zevki katlıyor. Gel gelelim bazı eski birimlerin portresi ve seslerinde bazı değişiklikler yapmış sevgili yapımcılar. Örnek vermek gerekirse; ilk oyundaki Wraith, Siege Tank ve Goliath gibi birimlerin portresi külli, zergling ve Hydralisk’ in seslendirmesi ise kısmen farklılaştırılmış (oysa ilk oyundakiler zaten yeterince iyiydi, neden değişikliğe gitmişler anlayamadım). Özellikle Goliath’ daki etkileyici eski askeri portre gitmiş yerine tombiş, top sakallı bir eleman koymuşlar (sanırım yapımcılardan birisinin hüsn-ü cemali) ki uymamış.
Bunlar belki çoğu oyuncu için gereksiz detaydır ancak 12 yıl önceki oyunu 12 yıldır aralıklarla da olsa oynayan şahsım için detaydan öte oyuna kökünden bağlayan ana unsurdur (sırf “My life for Aiur” ya da “En taro Adun” desin diye Zelaot yapıp durduğumu hatırlıyorum da gülümsüyorum). O portre ve seslendirmelerin nesi vardı da değiştirildi ve neden benim gönlümde minik sızılar oluşturuldu, çok merak ediyorum (oyunlarla duygusal bağ kuran duygusal oyuncu olmak zor işmiş vesselam)
Yine de bu duygu yoğunluklu kısmi değişimleri geçip ana hatlara bakacak olursak, StarCraft 2 GZS’ lerde hayati öneme sahip olan “denge”yi içinde barındırıyor ve bu da türdeşlerinden sıyrılıp zirveye gitmesine yetiyor güzide oyunumuzun. İlk StarCraft’ ta özellikle birimler ve ırklar arası denge diğer GZS’ lerde göremeyeceğiniz kadar iyi ve kararlıydı, yeni teknolojiler ve birimler eklense de 2. oyunda da bu durum değişmemiş, yapımcılar tıpkı ilkine yıllarca verdikleri destek gibi yamalarla ve düzeltmelerle SC 2′ yi daha da mükemmele yaklaştıracaklardır eminim. Zaten ne demişti sevilen oyunyazarlardan biri?…
“BLIZZARD’ DAN BABAM ÇIKSA YERİM”
Tekli Oyuncu kısmından yeterince bahsettik ama ödüllerden
de (achievements) bahsetmeden olmaz. Artık görevlerdeki başarınıza
göre, önceden belirlenmiş bazı hedeflere ulaşmanız durumunda, ödüller
alıyorsunuz ve bu ödüller herkes tarafından görülebilir oluyor, siz de
ödül listenize bakıp kabardıkça kabarıyorsunuz. Yalnız bu ödüller sadece
Tekli Oyuncu kısmıyla kısıtlanmamış oyunun hemen her kısmında ödül
sistemi var ve başarılı oldukça çeşitli ünvanlarla
ödüllendiriliyorsunuz. Nerdeyse “oyuna 10 kez başarıyla girdiniz, al
sana ödül” diyecekler
Şahsen ıvır zıvır her şeyden ödül almak beni pek etkilemese de oyunu
ilginç ve eğlenceli kıldığı muhakkak. Üstelik bazı ödülleri kazanmak iyi
yeteneğin yanında sağlam irade ve sabır da gerektiriyor (1000 galibiyet
isteyen ünvanlar veya kişisel resimler gibi), e bu tür herkesin
erişemeyeceği ödülleri aldığınızda kasım kasım kasınmanızın da haklı bir
sebebi olabilir belki
Oyunla yakından ilgilenenlerin bildiği üzere Blizzard aylar öncesinden oyunda Yerel Ağ (LAN) desteğinin olmayacağını açıklamıştı. Tabii ki hayranların çıkardığı çatlak sesler ayyuka çıktı çünkü ilk oyunu bu kadar meşhur yapan hikayesi ve dengeli sisteminin yanında Yerel Ağ üzerinden yapılan milyonlarca maçtı. Hatta öyle ki SC Uluslarası Müsabakaların vazgeçilmezlerinden birisi olmuştu. İlk SC’ yi Yerel Ağ ile pek denememiş olan ben, şimdiye dönüp baktığımda Yerel Ağ desteği’nin eksikliğini hissetmedim diyebilirim. Çünkü artık Battle.net 2.0 var. Çoklu Oyuncu kısmına arkadaşımız Thrall ayrıyeten değineceğinden biz oyunun temel niteliklerine geri dönelim.
NO ONE LIVES FOREVER
“Tamam iyi, güzel, hoş diyorsun da benim sistemde çalışır mı bu?” diyorsanız rahat olun çoğu sistemde düşük ayarlarda dahi olsa çalışır vaziyette SC 2. Çünkü artık ses ve özellikle grafik seçeneklerinde seçimler artmış. Haliyle kendinize göre ince ayar çekebilirsiniz. Benim gibi oyunları kurar kurmaz Seçeneklere dalan oyuncular için bu “daha detaylı ayarlar” bulunmaz nimet olmuş. Ancak Ultra ayarlarda çalıştırmak için sisteminizin yine de sağlam olması gerekir yoksa benim gibi 10 küsur kare oranlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
Kendi bilgisayarım arıza yaptığı için SC 2′ yi aciliyetten dizüstü bilgisayarla (Acer Aspire TimelineX 4820TG modeli) oynadım. Haliyle sistem gücü abartı olmadığından ince ayarlamalara başvurdum ve neticede genel olarak Orta-Yüksek karışımı ayarlar ile çoğu görevde akıcı denilebilecek (30+) kare oranlarına eriştim. Lakin kalabalık ortamlarda ve özellikle son görevlerde sistemi biraz daha kastığı için bazı ayarları düşürmek durumunda kaldım. Yine de Tekli Oyuncu ve Çoklu Oyuncu kısımlarının ekseriyetinde başarım açısından sorun yaşamadığımı belirteyim.
Peki grafik olarak nasıl SC 2? İlk oyunun üzerinden 12 yıl geçmesi sebebiyle ve de devir 3B devri olduğundan Blizzard yapımcıları da 3B üzerine inşa etmişler SC 2′ yi. Lâkin oyuna girer girmez göreceğiniz gibi sanki ilk oyunun 3B halini oynuyormuş gibi hissedeceksiniz. Yani oyunun o genel görünümüne sadık kalmış yapımcılar ki bence iyi de etmişler. Hiç yabancılık çekmedim, sevdim, bağrıma bastım, hatta eski bir dostla karşılaşmışcasına hafif hüzünlendim. Ama aynı kalmış dediğime bakmayın görüntü benzer olsa da kalite ve etkileşim olarak epey farklılık var aslında.
3B’ye geçişin nimetleri yeni nesil ışıklandırma, patlama ve diğer grafik etkileri olarak kendini gösteriyor. Şu an için grafikler muadili Dawn of War 2 (DOW 2) ile karşılaştırılıyor ve DOW 2 az daha başarılı bulunuyorsa da (SC 2′ de yüzlerce birimin ekranda olacağını ve muhteşem grafikli bir SC 2′ nin sistemlerimizi ağlatabileceğini düşünürsek) yine de grafikleri yeterince iyi bulduğumu söylemeliyim (Hele o Colossus’ların yakıcı lazeri yok mu? Offf).
Bununla beraber grafik motoruna Havok fizik motoru da eklenmiş ki bu, patlama ve parçalanma etkilerini göze daha hoş gelen bir hale büründürmüş. Hele iri kıyım metalik bina ve birimlerin parçalara ayrılarak parçalanışı görsel ziyafet oluşturmuş. Havada salına salına gezinen bir Battlecruiser’ ı patlatıp parçalarının havaya ve yere savrulduğunu gördüğünüzde bana hak vereceksiniz. Fizik motoru için her ne kadar muhteşem denilemese de oyunun atmosferini ve gerçekçiliğini arttırdığı kesin.
Fizik motorunun bu “etki-tepki” olayına bir de birimlerin ölüm animasyonlarındaki çeşitliliği eklediğinizde benim gibi zevkten çokgen olabilirsiniz. Elinizdeki piyadeler ya kurşunlarla delik deşik oluyor, ya yakıcı lazer ve alevlerle cayır cayır yanıyor ya asitle eriyor ya da keskin aletlerle ortadan ikiye kesilebiliyor. Tabii bunlar özellikle biyolojik birimlerde daha çok göze çarpıyor (piyadelere acıdım bu arada). Çeşitlilik olarak oldukça yeterli yani.
Seçilebilir görevler güzel düşünce ve de sıkıcı değil ama ana hikaye ilerleyişi ile ilgili sıkıntılarımı yukarıda dile getirmiştim.
Oyunun ses ve müziklerine ise diyecek yok. Ayarlardan Yüksek Kaliteyi ve 128 ses kanalını seçerseniz zevkten ekran başında bayılabilirsiniz. Mübalağayı geçip gerçeklere dönersek cidden müzikler ve sesler ilk oyunu aratmadı bana. Hatta onu da aşmış.
Müzikler ya eskilerin yeniden yorumlanmışı ya da yeni üretim ki hepsi birbirinden güzel. Genelde abidik metal parçalar ya da alakasız müziklere sahip oldukları için oyunlarda müzikleri kısarım. Ama bazı oyunlar buna istisnadır. Benim istisnam da SC 2. Görevler esnasında müzikleri dinlemek hiç sıkmadığı gibi yer yer sesini açma ihtiyacı bile hissettim.
Yukarılarda bir yerde kısmen belirtmiştik ama yine değinelim; birim,
bina, patlama, ateşleme ve diğer seslerin kalitesi epey yüksek ve her
biri birbirinden güzel. Zaten istisnalar haricinde birim sesleri
ekrandaki halleriyle oldukça uyumlu. Bir SCV uyuşuk uyuşuk konuşurken
Battlecruiser kaptanı daha sert ve emirvari konuşuyor (söylemeden
geçemeyeceğim, o savaş hengamesinde Colossus’larımın lazer sesine ve
Void Ray’ lerimin emirlerime tepkilerine bayılıyorum, evet ben bir
Protoss oyuncusuyum
).
Kamera ise tıpkı önceki oyun gibi yakın çekim, bu yakınlık bazı
oyuncularca hafiften eleştirilse de benim için sıkıntı oluşturmadı yani
çok uzaktan bakıp da birimlerin karınca kadar olması durumu yok
(Zerglingler biraz küçük kalıyor ama sayılarını düşününce normal). Bazı
strateji oyunlarında sevmediğim bir durumdur bu karınca kadar birimler.
Burada dengenin tutturulduğunu düşünüyorum. Bir de artık 3B olayına
müdahil olduklarından birimlerinizi yakından inceleme şansına sahipsiniz
artık. Üstelik birimler yeterince detaylı hazırlanmış. Eğer siz de
benim gibi Starcraft severseniz birimlerinizi dakikalarca sağından
solundan inceleyebilirsiniz, sonra da “ben ne yapıyorum yahu?” diye sorabilirsiniz kendinize
Yapay zeka (YZ) konusunda oyun selefinden daha iyi olsa da biraz daha geliştirilebilirdi diye düşünüyorum. Zorluğun artmasıyla YZ kendini gösteriyor gibi ama En Zorda da hile yapıyor. O yüzden hep Zor (Hard) seviyede oynadım ki buradaki zorluk ve YZ seviyesi yeterli. Çok harikalar oluşturmasa da sizi zorluyor yer yer. Yeni YZ’ nin ilk StarCraft’tan daha iyi olduğu su götürmez olsa da hâlâ alınması gereken bir miktar yol var. Misal Zealotların yeni Hücum (Charge) özelliğiyle etrafınızı güzelce sarmaya çalışan YZ, Carrier’ ların kendisine saldırması gerekirken hep minik interceptor’ lara saldırıyor. Kanlı canlı insanların tepkilerini verecek bir YZ için oldukça uzun bir süre beklememiz gerekecek sanırım.
Eğer daha önce herhangi bir GZS tecrübeniz varsa Orta zorluk seviyesinden aşağı oynamayın, yoksa komik derecede kolay olacaktır oyun. Hoş Orta seviyedeki YZ pek parlak bir görünüm çizemiyor. Ne yüksek üretim kapasitesi, ne teknoloji geliştirme, ne taktik çeşitlilik, ne kaynakları sömürme, ne bitmek bilmeyen saldırılar. Kendi yağında kavruluyor desem yeridir. Bir miktar dirense ve hafif saldırılarda bulunsa da eğer SC 2′ de fena oynamayan biriyseniz genelde saldırıları savuşturup üssünü yerle bir ediyorsunuz. Ama daha önceleri az veya çok SC oynamışsanız Zor (Hard) tam size göre ki bence “zor ama zevkli” dengesi bu seviyede bulunuyor. Acı ve ızdırap çekmekten zevk(!) duyan arkadaşlar varsa onları da Brutal zorluk seviyesine alalım ve kendilerine “Allah kurtarsın” deyip oyunlarıyla başbaşa bırakalım.
SC 1′ de o zamanki kullanılan grafik motorunun etkisiyle birimlerin ebatlarında az biraz orantısızlık vardı. Bu durum SC 2′ de düzeltilmiş. Oynanışın ve oyunun selameti açısından devasa Anagemi (Mothership), Carrier veya Battlecruiser’ lar ekranda elbette çok yer kaplayamaz ama ebatlar daha orantılı eskiye nazaran. İri birimler daha iri duruyor artık.
Oyunla ilgili bahsedeceklerim bunlardan ibaret. Alanlar zaten Tekli Oyuncu görevlerini 2. belki 3. kez bitirmiştir de Battle.net deryasında yüzüyordur. Almayanlara ise bir şans verip denemelerini salık veririm. Evet, Blizzard bizleri yanıltmadı ve efsane StarCraft’ ın bu devam oyunu en az selefi kadar zevkli.
A.R.C.’nin enfes yazısına son noktayı koymadan önce, araya girip, oyunun multiplayer kısmından biraz bahsetmek istiyorum. - Thrall -
MULTIPLAYER
Starcraft II’nin tek kişilik senaryosu ne kadar harika ve derinse oyunun çoklu oyuncu kısmı da öyle. Yıllarca alt yapısını hazırladıktan sonra, cilalayıp partlattığı Battle.net sistemi ile Blizzard oyunun çoklu oyuncu kısmında oyuncuya istediği herşeyi veriyor : Rekabet, hedef, daha fazla oynama isteği, eğlence, kolay erişim, bir sürü oyun modu ve sorunsuz bağlantı.
Practice League hem yeni hem de eski oyuncular için oldukça yararlı
Oyun modern bir oyunun olması gerektiği gibi her an online erişime olanak sağlıyor. Bu doğrultuda geliştirilmiş ” Friends ” sistemi tahmin ediyorum ki bundan sonra yapılacak olan birçok oyunda kullanılacaktır. Oyuna girdiğiniz anda, ne yaparsanız yapın, ister tek kişilik senaryoda görev yapın, ister Cantina’daki arcade makinede oyunu oynayın, ister Challenge modda olun, ister online maçta… Her an arkadaş listenize erişebilme imkanınız var. Bu aslında çok basit birşey, daha önce neden düşünülmemiş, ilginç. Ama eminim ki ileride çıkacak olan birçok oyuna yedirilecek bu sistem hatta geliştirilecek de… Blizzard 8, 10 senede bir oyun yapıyor ama yaptı mı tam yapıyor işte.
Oyunu oynamanız için Battle.net hesabı açmanız ve sürekli internet erişimine sahip olmanız bazı kesimler tarafından eleştirilse de ben buna katılmıyorum. Korsanı engellemek, Battle.net’ı daha efektif bir şekilde kullanmak, online ve single’ı bir harmoni içine almak gibi veya başka birçok neden dolayı kullanılan bu sistem oldukça modern. Oyunlarla haşır neşir insanların haftada kaç gün internet erişimi olmadan geçirdiğini falan düşünürsek ( çok, çok az ), bu sistemi de savunabiliriz.
Maçlar genelde ilk 10 dakikada bitiyor, rush ve anti-rush stratejileri çok önemli
Oyunun multiplayer kısmında Blizzard her zamanki gibi yine oyuncuya yardımcı bir sistem kullanıyor. Seviyeniz ne olursa olsun size uygun rakip var Battle.net’te ve Blizzard’ın sistemi de size uygun rakibi bulacak şekilde hazırlanmış. Bu konuda herkesin içi rahat olsun. Az bilmeniz veya çok bilmeniz önemli değil, seviyenize yakın oyuncularla oynayacaksınız multiplayer’da, sistem öyle kurulmuş. Bu yüzden çeşitli çekincelere sahip olmak yersiz. Oyuna çok yeniyseniz veya bazı şeyleri denemek için antreman yapmak istiyorsanız practice league’de maçlar yapıp, rütbesiz, puansız maçlarda bu amaçlarınıza ulaşabilirsiniz. Practice League’in kötü bir tarafı, haritaların practice league’e göre modifiye edilmiş olması ( oynamak daha kolay ) ve oyunun hızının ağır olması. Aslında bunun kötülüğü de tartışılır, kötü dememek lazım. Tamamen çaylak seviyesindeyseniz belki bu dezavantajlara aldırmayabilirsiniz ama Zerg’i bir deneyeyim, Protoss’a bir göz atayım başlamadan vs. düşünceleriyle dolu eski bir SC oyuncusu veya usta bir RTS oyuncusuysanız, yavaş hızda ve nispeten kolay haritalarda oyunu oynamak size sıkıcı gelebilir.
Practice League’i es geçmek de mümkün. Bunu yaptığınız takdirde yerleştirme maçları anlamına gelen, 5 adet Placement Matches oynuyorsunuz. Bu 5 maçta sizin seviyeniz belirleniyor ve ona göre bir lige atanıyorsunuz. İyiden kötüye doğru platinyum, altın, gümüş ve bronz seviyesinde, 100 kişinin bulunduğu herhangi bir lige atandıktan sonra yapacağınız her maçın ardından, rakibinizin gücü ve çeşitli bonuslara göre rütbe puanı kazanıyorsunuz. Belirli bir puana ve sıralamada belirli bir noktaya ulaştıktan ( ilk 3 mesela ) sonra farklı seviyedeki bir lige çıkabiliyorsunuz. Bu sistemin tam olarak nasıl işlediği konusunda kesin bir fikrim yok, oyunda tanıştığım insanlara sordum, onlar da çok net cevaplar veremiyorlar. Zira gümüş seviyesinde ligd 1,2 gün 1. ve 2.sırada sürekli kalmama rağmen altın seviyesine çıkamamıştım. 3. gün 3 maç kaybedip 1 maç kazanmama rağmen bir anda altın seviyesinde buldum kendimi. Sistem puana göre işliyorsa, puanım daha azalmış olmasına rağmen nasıl yukarıya çıkabiliyorum ? Veya sıralamadaki yerim önemliyse, aynı yerde durmama rağmen nasıl çıkıyorum, bilemiyorum. Oynadığınız rakiplerin seviyesi ve sizin onlara karşı aldığınız galibiyetlere göre belirleniyor sanırım. Çünkü sonradan farkına vardım ki , kimi zaman sizin seviyenizden daha düşük veya daha yüksek oyuncularla karşılabiliyorsunuz. Oyun, o anda size uygun bir rakip bulamadığı için farklı seviyeden bir rakibi mi size denk getiriyor derseniz, ona da katılmıyorum zira oyunda online olarak yüz binlerce kişiye rastlamak mümkün.
Protoss’ların mothership’i, yerden ulaşalımayan bir yere üniteleri ışınlayabiliyor
Uzun lafın kısası, 1′e 1 , 2′ye 2, 3′e 3 , 4′e 4 olarak liglere katılabiliyor ve başarınıza göre sıralanıyorsunuz. 2′ye 2 ve daha fazla oynanan maçlarda hoşuma giden başka bir sistem gözümüze çarptı, o da rastgele bir oyuncu ile takım olarak oynadığınız maçın arkadaşınızla takım olarak oynadığınız maça göre farklı olarak kategorilendirilmesi ve değerlendirilmesi. X oyuncusu var diyelim. Y ile takım oldu, ve Z ile de takım oldu. XY takımı, XZ takımı ve X + rastgele oyuıncu takımı farklı farklı puanlar alıyor, farklı takımlar olarak sıralamaya giriyorlar. Oyunun rekabetçi sisteminde oldukça gerekli ve güzel bir nüans diyebiliriz buna.
Bu 4 oyun seçeneği haricinde FFA ile tamamen rastgele bir oyuna bağlanmak veya özel bir oyun yaratıp, seçtiğiniz kişilerle ( rütbe puansız ) maçlar düzenlemek de mümkün. Online’a uygun achievementların da oyunda bulunduğunu ve bunları istediğiniz gibi düzenleyip, profilinizde sergileyebilir olmanız da oyunun artılarından. Bu başarıların bazıları portrenizde göstereceğiniz yeni bir resmi seçmenize olanak veriyor. Oyunun ilk zamanlarında birbirinin aynısı olan bu portreler zamanla, insanların oyunu daha çok oynaması ile farklılaştı.
Basamak sistemi oyunun en iyi çalışan yanlarından biri
Oyunun Online kısmında bağlantı genelde çok iyi, çok ama çok az takılma yaşadım. Düşme sadece bir, iki kez oldu. Bunlar her oyunda olabilecek, hatta birçok oyunda sıkça başımıza gelen hadiselerken, SCII’de başımıza çok çok az gelmesi de Battle.Net’in ne kadar sağlam çalıştığının bir göstergesi. Battle.net iyi çalışıyor da LAN’dan bana haber ver diyen birçok insanı duyar gibiyim.
O konu malesef oyun için bir dezavantaj teşkil etse de yine korsan oyunu engellemek ( Hamachi vb. ) adına yapıldığını düşünüyor ve yapımcılara bu konuda hak veriyoruz. LAN’ın olmamasının en kötü yanı, tek hesapla aynı evde veya mekanda birkaç kişinin karşılıklı oynayamayacak olması. Yine de internet erişimi sağlandığında farklı hesaplarla birkaç arkadaş oynama şansına sahip oluyor insanlar. Aynı şey mi ? Değil ama yapacak birşey yok.
Başarılarınızı profilinizde sergileme imkanı veriliyor
Online için birçok yeni haritanın tasarlanacağı ve tek kişilik senaryoda kullanılan ama multiplayerda olmayan Terran ünitelerinin kullanımına izin veren bir modun yapılacağı şimdiden öngörülebilir. Starcraft II gelişmeye, yenilenmeye ve yamalanmaya devam edecektir daha ço0oook uzun süre.
Lafı çok uzatmadan şunu söylemek lazım ; Blizzard yine yapacağını yaptı. Mükemmel bir tek kişilik senaryo yetmezmiş gibi üstüne süper sağlam, inanılmaz eğlenceli, rekabetçi, harika bir online sistem yaratmış. Uzayın derinliklerinde sabah, akşam birbirini boğazlayan Zerg, Protoss ve Terran ırkının yer aldığı, bu mükemmel baş yapıtı her haliyle bütün oyunseverlere öneriyorum. - Thrall -
Son sözleri söyleyip özetleyecek olursak; halihazırda StarCraft’ ın
eski havasını korumayı başararak sadık hayranları soğutmadan ve üstüne
tüm bu güzellikleri, yenilikleri, geliştirmeleri sunarak SC evrenine ilk
adımlarını atacaklara da türü sevdirmeye çalışarak yeni nesil GZS’ lere
harika ve ibret alınası bir örnek getirmiş Blizzard. Alınız, oynayınız, oynatınız. Heart of the Swarm’ da görüşmek üzere. En Taro Adun! – A.R.C.-
9.5
- İşletim Sistemi: Windows 7 Basic 64bit
- İşlemci: Intel Core i5-430 2.26ghz
- Ekran Kartı: ATI Radeon HD5650 1024 mb
- Bellek: 3 gb DDR 3 1066 mhz
- Ses sistemi: Altec Lansing VS2420
- Ses kartı: Tümleşik
En Çok Oynanan Oyunlar
Wobies Balon Patlatma
Wobies oyunları ile eğlenceli dakikala...
Bu oyunu 108775 kişi oynadı.
Tavlabaz
Tavla müdavimleri buraya. Eğlenceli ve...
Bu oyunu 26945 kişi oynadı.
Troll Kafa
Troll Bilimi oyunu Trol Kafa oyunuyla de...
Bu oyunu 21076 kişi oynadı.
Bombacılar 3
Bombacı çocuklar 3 (üçüncü) bölü...
Bu oyunu 20847 kişi oynadı.
Kelimatör
Yüzyılın kelime oyunu kelimatör oyun...
Bu oyunu 16237 kişi oynadı.
Robokill 2
Robokill 2, RPG elementleri ile oyanabil...
Bu oyunu 15311 kişi oynadı.
Bombacılar 4
Çok sevilen bombacı çocuklar oyun ser...
Bu oyunu 10664 kişi oynadı.
RockFREE
Rock yıldızı ol, rock kulübü aç ve...
Bu oyunu 9335 kişi oynadı.
Bubble
Bubble oyununun orjinal hali olan bu bal...
Bu oyunu 6261 kişi oynadı.
Dinamit Patlat Bina Yık 2
Dinamitle Bina Patlat 2 oyununda, dinami...
Bu oyunu 5901 kişi oynadı.
En Yeni Oyunlar
Rulet
Rulet oyunuyla şansınızı deneyin. Ge...
Şekerci Kunduz
Şekerci kunduz oyununda, sevimli kunduz...
Korsan Kız Giydir
Roquelle genç ve güzel bir bayan ve ko...
Korsan İstilası
Korsan Adası istila oyununda, diğer ko...
Geleceğin Yarışçıları
Geleceğin yarış dünyasına hoşgeldi...
Süper Kırmızı Uçak
Süer kırmızı uçak oyununda, diğer ...
Kaptan Fugly 2
Kaptan Fugly 2 oyunu, güzel bir platfor...
Patronu Tekmele
Patronunu tekmele oyunu adından da anl...
Son Haberler
Troll Bilimi Troll Kafa Oyunu Çözümü
Activision, Black Ops 2'yi mi gösterece...
Battlefield 3 DLC’leri önce PS3′e u...
Modern Warfare 3 satışları Infinity W...
God of War yapımcısı yepyeni bir oyun...
Batman'de Sevişme Sahnesi Olacak Mı?
PES 2012′de tek seferde iki oyuncu kon...



















